Kendimle arayı sıcak tutmam gerekir

 

İçimde boşluk hissettiğim zaman onu nasıl çözeceğimi tam olarak bilemiyorum. Onun neden olduğunu, ne ile doldurmam gerektiğini kestiremiyorum. Çünkü boşluğun ne kadar derin, ne kadar süre geçici, ne kadar süre kalıcı olduğunu bilemiyorum. Ve en önemlisi bunun boşluk olduğunu anlamayıp başka etiketler yapıştırıp yanlış yerlerde arayabiliyorum çözümü…

Boşluk, boşluk işte. Ne ile dolduracağını yalnız için biliyor. Eğer için ile irtibatın kopuksa, o boşlukla yaşayıp gidiyorsun. Hissin adına da sebepsiz acı diyorsun ama aslında sana acıyı yaşatan var olan ve bir türlü dolduramadığın boşluk.

Sanırım güzel olan şu ki, hissedilen şeyin bir boşluk olduğunu fark edildiğinde bile dolmaya başlıyor boşluk. Tam adının koyulması bile ışık tutuyor o karanlığa.

Peki, insan nasıl doldurur o boşlukları?

İşte burda devreye kendini tanımak giriyor. Kişinin kendini tanıması bence şudur; neyi sevdiğini, neyden keyif aldığını, ne yaparak zihnini, ruhunu ve bedenini rahatlatabildiğini bildiği gibi, zayıf hissettiği noktaları, korkuları, zaafları, ego kodları, inandığı ve onu kısıtlayan tabuları da bilip, bunları kabul edip, onları da iyi özelliklerini sahiplendiği gibi sahiplenebilmesidir. Yani, pozitiflerin varlığı ile keyif yaşamasını bilmek, negatifleri ise olduğu gibi kabul etmek, onları ötekileştirmemek. Kendini eleştirmemek, kendine kızmamak. Böylelikle insan kendine şefkat duyabiliyor ve hayatta kendini güvende hissedebiliyor. Güven hissi ise, boşlukları yok etmeye yardımcı oluyor. Hayata güvenmenin ilk basamağı kendine güvenmekten geçiyor. Kendine güvenmek ise, en başta anlattığım kendini tanımaktan… Çünkü insan emin olduğu konuda güven hisseder. Yaptığın işten eminsen kendine güvenirsin. Yani kendinden eminsen kendine güvenirsin. Kendinden emin olmak ise, içinin tüm labirentlerini, dar sokaklarını, yollarını, eğlence mekanlarını, inziva köşelerini, ağlama duvarlarını, kasislerini, ışıklı ve ışıksız yollarını bilmektir. Yani ruhunun kıvrımlarını avucunun içi gibi bilmektir. Maalesef ki, bu kolay bir iş değildir. Çünkü insanın ruhu sürekli bir değişim ve gelişim halindedir. Bu değişime ayak uydurabilmek için onunla barışık olup, onunla iyi anlaşmak gerekir. Yoksa ondan bilgi alamazsınız. Oradaki canlılığı takip edemezsiniz. Arayı sıcak tutmak gerekir.

Peki ne yapacağız arayı sıcak tutmak için?

Ona söz hakkı vereceğiz. Onu sakince, acele etmeden, paniğe sokmadan dinleyeceğiz. Kendini tarif etmesi için fırsatlar yaratacağız. Meditasyon bunun için bir başlangıçtır. Ya da meditasyon gibi hissettiren, zihninizi durdurmaya yardım eden, sizde tutku ve heyecan uyandıran bir aktivitede bulunmak. Bu esnada kendinle baş başa kalabilmek. Nefes alış veriş şeklini takip etmek, hissedilen huzursuzlukların peşine düşüp köküne inmek ve sürekli gözlem halinde olmak. Onunla konuşmazsanız sizi olur olmadık yerlerde dürter. Ona söz hakkı vermezseniz, olmadık yerde patlayıp haykırabilir. Bu bir öfke patlaması, panik atak, kalp ya da tansiyon hastalığı, depresyon, kanser ve hatta ölümle bile sonuçlanabilir.

Her gün yaşadığımız evimizde bile elektrikler gittiğinde yürümek için tutunacak yer ararız.

İçimizde oluşan boşluklarda kaybolmak bizi korkutmasın, mumun yerini bilmek hem evi hem bizi aydınlatır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir