Şimdi ikinci adımı keşfettim

Sevmenin ne demek olduğunu, nasıl sevildiğini sanki yeni öğreniyorum. İçimdeki hisleri takip etmenin önemini hayat gösteriyor, öğretiyor. Ve gün geçtikçe, anladıkça şaşkınlık içinde kalıyorum. Eskiden ne kadar mantık çerçevesinde yaşamaya zorladığımı kendimi. Hep olması gerekeni yapmakla geçen ömrüm, ruhuna uzak ve aslında onu hiç tanımamış. Ruhsuz geçen bir ömür olacakmış neredeyse.

Gün içinde kendimi kasılmış ve çıkmaza girmiş halde yakaladığımda aklıma o yeni  tanıştığım hissi getiriyorum. İnsanın kendisini önemsemesi ne kadar güzelmiş. Diyorum ki, ben benimle çok iyiyim aslında ve gerekli olan tüm şefkati, ilgiyi, desteği kendime sağlayabiliyorum.

Bugün okuduğum bir yazı, gelmiş olduğum bu noktadan bir adım daha ileri gidebilmem için bana yol gösterdi sanki. Kendimi sevme yolculuğumda açılan bir pencere de şu aslında; sevmeye başladıktan sonra o yaralanmış, üzülmüş, hırpalanmış çocuğu tedavi etmek. Ağlamış, yorulmuş, hevesini kaybetmiş, kendini ortaya koymaktan vazgeçmiş, korkutulmuş olan bu çocuğu tedavi etmek. Ez cümle; kendi kendine ebeveynlik yapmak.

Elbette ki, zorlu bir süreç. Bir süredir anlamaya çalıştığım ve üzerinde durmadan çalıştığım bu süreç beni gün ve gün başka yerlere götürüyor.

Mesela ne zaman kendime “hadi kalk şimdi bunu yapacağız” diyerek zorlamam gerektiğini ya da bugün sakinlik içinde bitirelim günü demem gerektiğini daha net görebilmeye başladım. Mutsuzluğa insan kolay alışıyor ve ipleri çok çabuk bırakabiliyor. Kendini kötü hissediyorsa, içinden hiç bir şey yapmak gelmiyor ve olduğu gibi olduğu yerde kalabiliyor zira. Sorumluluk almak zor meseledir çünkü. Özellikle mutluluğun sorumluluğunu almak tam bir meseledir. Nasıl olacağını bilemediğinden. Nasıl mutlu olacağını bilemediğinden. Kendini tanımadığından.

Neyle mutlu olursun, içindeki coşkuyu nasıl uyandırırsın, en sinirli anında seni ne sakinleştirir biliyor musun? Ve bu sakinliği kalıcı yapan nedir? Alternatifleri sıralamak her zaman kolay olmuyor. Zihni durdurabilmek bir meseledir zaten başlı başına.

Bunları anlamak, kendini tanımaktan, kendini tanımak ise içindeki çocukla iyi anlaşabilmekten geçiyor. Çünkü komutları veren o J Eğer komutlara uymazsan hemen pat diye devreye giriyor. Sen bir çekil şöyle kenara diyor ve başlıyor tepkilere… Sonra topla ortalığı!

Onu sevmenin nasıl yapılacağını anlamak ilk adım.

İkinci adım ise, ona ebeveynlik yapmaya başlamak. Onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamak, karşılamaya çalışmak. Ve bütün bunları bu toplum içinde yapabilmek. İletişim dilini geliştirerek, ilişkilerin içinde hem kendini hem karşındakini hoş tutmaya çalışarak. Kırmadan, dökmeden.

Gerçi içindeki çocuk ile iletişim kurmayı başarmış, onu olduğu gibi seven, derdine kalıcı çözümler üretmeye niyet etmiş olan kişi, birey olma yoluna girmiştir ve içindeki çocuk tarafından ödüllendirilecektir.

Ben şimdi burda bir kere daha söz veriyorum. Ben bu kızı sevgi ile sarıp büyütmek için elimden geleni yapacağım. Var olan kırgınlıkları, küskünlükleri, korkuları bir bir anlamaya çalışıp çözmeye çalışacağım. 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir